
İlk hamilelikten sonra hem fiziksel hem de duygusal olarak çok yoruldum. Ama aldığımız paranın büyük bölümünü borca yatırdığımızı görünce yaptığım fedakârlığın boşa gitmediğine inandım.
Tam kendimi toparlamaya başlamıştım ki Tolga yeniden karşıma çıktı.
“Son bir kez daha,” dedi. “Sonra her şey bitecek.”
İçimde bir şey bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu. Ancak Tolga, ikinci kez taşıyıcı anne olursam annesinin borcunun tamamen kapanacağını ve bundan sonra hayatımızı yalnızca kendimiz için yaşayacağımızı söyledi.
Ona güvendim.
İkinci hamilelik beni ilkinden çok daha fazla yıprattı. Kilo aldım, sürekli ağrılarım oldu ve aynaya baktığımda kendimi tanıyamaz hale geldim. Tolga ise bana destek olmak yerine giderek soğudu.
Hatta bir süre sonra horlamamı bahane edip başka odada uyumaya başladı.
Doğumdan sonra nihayet her şeyin sona erdiğini düşündüm.
Tolga ise gülümseyerek, “Annemin borcu tamamen ödendi,” dedi.
Ben bunun evliliğimizi kurtaracağını sanırken o bana hayatımın en acı cümlesini söyledi:
“Artık sana karşı eskisi gibi bir şey hissetmiyorum.”
Beni terk etti.
Çok geçmeden nedenini öğrendim.
27 yaşındaki iş arkadaşıyla birlikteydi.
Bütün fedakârlıklarımın sonunda elimde yalnızlık kalmıştı. Fakat birkaç hafta sonra, hayatın bana hiç beklemediğim bir cevap hazırladığını fark edecektim.
Bir öğleden sonra Sibel beni aradı.
Hâlâ Tolga’yla aynı yerde çalışıyordu ve sesi alışılmadık derecede telaşlıydı.
“Ne olur sakin ol ve beni dinle,” dedi..
Sibel’in söylediklerinden sonra bir süre hiçbir şey diyemedim.
“Ne oldu?” diye sordum.
Sibel derin bir nefes aldı.
“Tolga’nın birlikte olduğu o genç kadın var ya… Meğer onunla ilgili sandığından çok daha fazlası varmış.”
Kalbim hızlandı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Önce sakin ol. Sana anlatacaklarımın hiçbirinde senin suçun yok.”
Sibel’in bu cümlesi içimi daha da huzursuz etti.
Sonra gerçeği anlattı.
Tolga, beni terk ettikten kısa süre sonra 27 yaşındaki iş arkadaşıyla aynı eve çıkmaya karar vermişti. Annesinin ipotek borcu tamamen kapanmış, elinde de bir miktar para kalmıştı. Kendini yeniden özgür ve genç hissediyordu. Bana yaptığı gibi, ona da geleceğiyle ilgili büyük vaatlerde bulunmuştu.
Ancak genç kadın, Tolga’nın geçmişini araştırmaya başlayınca bazı gerçekleri öğrenmişti.
İki kez taşıyıcı anne olduğumu, bütün paranın annesinin borçlarına gittiğini ve Tolga’nın ikinci hamileliğimden hemen sonra beni terk ettiğini duymuştu.
Sibel, “Onu asıl şaşırtan şey bu değildi,” dedi.
“Peki neydi?”
“Annesinin evinin tapusu.”
Meğer kayınvalidem, yıllar önce evini satın alırken bazı borçlarını gizlemişti. İpotek tamamen ödendiğinde herkes evin artık tamamen güvence altında olduğunu sanmıştı. Fakat başka bir finans kuruluşuna olan eski borç nedeniyle ev hakkında yeni bir hukuki takip başlatılmıştı.
Tolga bunu öğrenince deliye dönmüş.
“Annemin evi elimizden mi gidecek?” diye bağırmış.
Sibel, iş yerinde herkesin onun telefon konuşmalarına şahit olduğunu söyledi.
Üstelik sorun bununla da kalmamıştı.
Tolga’nın annesi, oğlunun benim taşıyıcı annelikten kazandığım parayla borçlarını kapattığını biliyordu. Fakat evin bazı borçlarını ödemek için paranın tamamının yetmeyeceğini anlayınca Tolga’dan yeniden para istemeye başlamıştı.
Tolga ise ilk kez hayatında annesine yardım edecek durumda değildi.
Çünkü benimle yaşadığı evlilik boyunca yaptığı harcamalar, ayrılık masrafları ve yeni hayatının giderleri nedeniyle elindeki para hızla tükenmişti.
Genç iş arkadaşı da bütün bunları gördükçe Tolga’dan uzaklaşmaya başlamıştı.
Bir gün ona açıkça, “Sen karını sevmediğin için değil, ona ihtiyacın kalmadığını düşündüğün için terk etmişsin,” demiş.
Tolga bu sözlere çok öfkelenmiş.
Ama genç kadın onunla aynı eve taşınmaktan vazgeçmiş.
Sibel’in anlattıklarını dinlerken içimde garip bir duygu oluştu.
Bir yanım onun başına gelenlere üzülüyordu.
Diğer yanım ise yıllarca benim sırtımdan taşınan adamın, şimdi kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmasını izliyordu.
Fakat benim için asıl değişim bundan sonra başladı.
O gün telefonu kapattıktan sonra uzun süre aynanın karşısında durdum.
İlk kez kendime Tolga’nın gözleriyle bakmamaya karar verdim.
Evet, kilo almıştım.
Evet, bedenim iki hamilelikten sonra değişmişti.
Ama bu, değerimin azaldığı anlamına gelmiyordu.
Ben iki kez kendi bedenimi başkalarının geleceği için kullanmıştım.
Bir annenin evini kurtarmış, ailemin maddi sıkıntılarını azaltmış ve bütün bunları eşimin sevgisine güvenerek yapmıştım.
Tolga ise benim fedakârlığımı sevgiyle karşılamak yerine onu bir fırsat olarak görmüştü.
Artık bunun için kendimi suçlamayacaktım.
Birkaç ay içinde hayatımı yeniden kurmaya başladım.
Küçük evimi değiştirdim. Kendime yeni kıyafetler aldım. Uzun zamandır ertelediğim bir kursa yazıldım. En önemlisi de yeniden arkadaşlarımla görüşmeye başladım.
Bir sabah telefonuma bir mesaj geldi.
Tolga’ydı.
“Konuşabilir miyiz?”
Mesajı uzun süre ekranda tuttum
Sonra cevap verdim.
“Ne hakkında?”
Birkaç dakika sonra şöyle yazdı:
“Her şeyi yanlış yaptım. Seni kaybettiğimi şimdi anlıyorum.”
Eskiden bu cümleyi duymak için neler vermezdim.
Ama artık hiçbir şey hissetmiyordum.
Ardından buluşmak istediğini söyledi.
Kabul ettim.
Bir kafede karşı karşıya oturduğumuzda Tolga eskisinden çok farklı görünüyordu. Yorgun, üzgün ve çaresizdi.
“Annemin evi hâlâ tehlikede,” dedi.
Sonra gözlerimin içine baktı.
“Bana yardım edebilir misin?”
İşte o anda her şey benim için netleşti.
Beni özlediği için gelmemişti.
Yaptıklarından gerçekten pişman olduğu için de gelmemişti.
Yine bir şeye ihtiyacı vardı.
Başımı salladım.
“Hayır, Tolga.”
Şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Bunca yıl senin yanında oldum. Ama artık senin sorunlarını çözmek benim görevim değil.”
“Ben seni gerçekten seviyordum,” dedi.
“Ben de seni seviyordum,” dedim. “Ama sevgi, bir insanın kendisini sürekli feda etmesi demek değil.”
Ayağa kalktım.
“Umarım hayatında bundan sonra doğru seçimleri yaparsın. Ama o seçimlerin bedelini artık ben ödemeyeceğim.”
Kafeden çıktığımda içimde beklediğim gibi bir zafer duygusu yoktu.
Sadece büyük bir huzur vardı.
Bir süre sonra Sibel’den yeni haberler aldım. Tolga’nın annesi sonunda evini satmak zorunda kalmıştı. Tolga ise borçlarını kendi başına ödemek için ikinci bir işte çalışmaya başlamıştı.
Genç iş arkadaşı da onunla ilişkisini tamamen bitirmişti.
Tolga’nın hayatı gerçekten altüst olmuştu.
Ama artık bunun beni ilgilendirmediğini biliyordum.
Çünkü benim hayatım da değişmişti.
Bir zamanlar kendimi yalnızca bir eş, bir anne ve başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan biri olarak görüyordum.
Şimdi ise kendimi yeniden tanıyordum.
Bazen karma, insanların beklediği gibi büyük ve gösterişli bir şekilde gelmiyor.
Bazen karma, bir insanın kaybettiği kişiyi geri kazanamaması oluyor.
Bazen de yıllarca kullandığı birinin, sonunda ayağa kalkıp “Artık yeter,” demesi.
Tolga benim bedenimi, sevgimi ve fedakârlığımı kullanarak annesinin borçlarını kapatmıştı.
Sonra bütün bunların karşılığında beni değersiz hissettirmişti.
Ama sonunda bana istemeden en büyük hediyeyi verdi:
Kendi değerimi onun gözlerinden bağımsız görmeyi öğretti.
O günden sonra bir daha arkasına bakmadım.
Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması bir kayıp değil, kendimizi yeniden bulmamız için açılan kapıdır.
Benim için de o kapı, Tolga’nın arkasından kapandı.
Ve ilk kez, geleceğe gerçekten özgür bir kadın olarak baktım.
İlk hamilelikten sonra hem fiziksel hem de duygusal olarak çok yoruldum. Ama aldığımız paranın büyük bölümünü borca yatırdığımızı görünce yaptığım fedakârlığın boşa gitmediğine inandım.
Tam kendimi toparlamaya başlamıştım ki Tolga yeniden karşıma çıktı.
“Son bir kez daha,” dedi. “Sonra her şey bitecek.”
İçimde bir şey bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu. Ancak Tolga, ikinci kez taşıyıcı anne olursam annesinin borcunun tamamen kapanacağını ve bundan sonra hayatımızı yalnızca kendimiz için yaşayacağımızı söyledi.
Ona güvendim.
İkinci hamilelik beni ilkinden çok daha fazla yıprattı. Kilo aldım, sürekli ağrılarım oldu ve aynaya baktığımda kendimi tanıyamaz hale geldim. Tolga ise bana destek olmak yerine giderek soğudu.
Hatta bir süre sonra horlamamı bahane edip başka odada uyumaya başladı.
Doğumdan sonra nihayet her şeyin sona erdiğini düşündüm.
Tolga ise gülümseyerek, “Annemin borcu tamamen ödendi,” dedi.
Ben bunun evliliğimizi kurtaracağını sanırken o bana hayatımın en acı cümlesini söyledi:
“Artık sana karşı eskisi gibi bir şey hissetmiyorum.”
Beni terk etti.
Çok geçmeden nedenini öğrendim.
27 yaşındaki iş arkadaşıyla birlikteydi.
Bütün fedakârlıklarımın sonunda elimde yalnızlık kalmıştı. Fakat birkaç hafta sonra, hayatın bana hiç beklemediğim bir cevap hazırladığını fark edecektim.
Bir öğleden sonra Sibel beni aradı.
Hâlâ Tolga’yla aynı yerde çalışıyordu ve sesi alışılmadık derecede telaşlıydı.
“Ne olur sakin ol ve beni dinle,” dedi..
Sibel’in söylediklerinden sonra bir süre hiçbir şey diyemedim.
“Ne oldu?” diye sordum.
Sibel derin bir nefes aldı.
“Tolga’nın birlikte olduğu o genç kadın var ya… Meğer onunla ilgili sandığından çok daha fazlası varmış.”
Kalbim hızlandı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Önce sakin ol. Sana anlatacaklarımın hiçbirinde senin suçun yok.”
Sibel’in bu cümlesi içimi daha da huzursuz etti.
Sonra gerçeği anlattı.
Tolga, beni terk ettikten kısa süre sonra 27 yaşındaki iş arkadaşıyla aynı eve çıkmaya karar vermişti. Annesinin ipotek borcu tamamen kapanmış, elinde de bir miktar para kalmıştı. Kendini yeniden özgür ve genç hissediyordu. Bana yaptığı gibi, ona da geleceğiyle ilgili büyük vaatlerde bulunmuştu.
Ancak genç kadın, Tolga’nın geçmişini araştırmaya başlayınca bazı gerçekleri öğrenmişti.
İki kez taşıyıcı anne olduğumu, bütün paranın annesinin borçlarına gittiğini ve Tolga’nın ikinci hamileliğimden hemen sonra beni terk ettiğini duymuştu.
Sibel, “Onu asıl şaşırtan şey bu değildi,” dedi.
“Peki neydi?”
“Annesinin evinin tapusu.”
Meğer kayınvalidem, yıllar önce evini satın alırken bazı borçlarını gizlemişti. İpotek tamamen ödendiğinde herkes evin artık tamamen güvence altında olduğunu sanmıştı. Fakat başka bir finans kuruluşuna olan eski borç nedeniyle ev hakkında yeni bir hukuki takip başlatılmıştı.
Tolga bunu öğrenince deliye dönmüş.
“Annemin evi elimizden mi gidecek?” diye bağırmış.
Sibel, iş yerinde herkesin onun telefon konuşmalarına şahit olduğunu söyledi.
Üstelik sorun bununla da kalmamıştı.
Tolga’nın annesi, oğlunun benim taşıyıcı annelikten kazandığım parayla borçlarını kapattığını biliyordu. Fakat evin bazı borçlarını ödemek için paranın tamamının yetmeyeceğini anlayınca Tolga’dan yeniden para istemeye başlamıştı.
Tolga ise ilk kez hayatında annesine yardım edecek durumda değildi.
Çünkü benimle yaşadığı evlilik boyunca yaptığı harcamalar, ayrılık masrafları ve yeni hayatının giderleri nedeniyle elindeki para hızla tükenmişti.
Genç iş arkadaşı da bütün bunları gördükçe Tolga’dan uzaklaşmaya başlamıştı.
Bir gün ona açıkça, “Sen karını sevmediğin için değil, ona ihtiyacın kalmadığını düşündüğün için terk etmişsin,” demiş.
Tolga bu sözlere çok öfkelenmiş.
Ama genç kadın onunla aynı eve taşınmaktan vazgeçmiş.
Sibel’in anlattıklarını dinlerken içimde garip bir duygu oluştu.
Bir yanım onun başına gelenlere üzülüyordu.
Diğer yanım ise yıllarca benim sırtımdan taşınan adamın, şimdi kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmasını izliyordu.
Fakat benim için asıl değişim bundan sonra başladı.
O gün telefonu kapattıktan sonra uzun süre aynanın karşısında durdum.
İlk kez kendime Tolga’nın gözleriyle bakmamaya karar verdim.
Evet, kilo almıştım.
Evet, bedenim iki hamilelikten sonra değişmişti.
Ama bu, değerimin azaldığı anlamına gelmiyordu.
Ben iki kez kendi bedenimi başkalarının geleceği için kullanmıştım.
Bir annenin evini kurtarmış, ailemin maddi sıkıntılarını azaltmış ve bütün bunları eşimin sevgisine güvenerek yapmıştım.
Tolga ise benim fedakârlığımı sevgiyle karşılamak yerine onu bir fırsat olarak görmüştü.
Artık bunun için kendimi suçlamayacaktım.
Birkaç ay içinde hayatımı yeniden kurmaya başladım.
Küçük evimi değiştirdim. Kendime yeni kıyafetler aldım. Uzun zamandır ertelediğim bir kursa yazıldım. En önemlisi de yeniden arkadaşlarımla görüşmeye başladım.
Bir sabah telefonuma bir mesaj geldi.
Tolga’ydı.
“Konuşabilir miyiz?”
Mesajı uzun süre ekranda tuttum
Sonra cevap verdim.
“Ne hakkında?”
Birkaç dakika sonra şöyle yazdı:
“Her şeyi yanlış yaptım. Seni kaybettiğimi şimdi anlıyorum.”
Eskiden bu cümleyi duymak için neler vermezdim.
Ama artık hiçbir şey hissetmiyordum.
Ardından buluşmak istediğini söyledi.
Kabul ettim.
Bir kafede karşı karşıya oturduğumuzda Tolga eskisinden çok farklı görünüyordu. Yorgun, üzgün ve çaresizdi.
“Annemin evi hâlâ tehlikede,” dedi.
Sonra gözlerimin içine baktı.
“Bana yardım edebilir misin?”
İşte o anda her şey benim için netleşti.
Beni özlediği için gelmemişti.
Yaptıklarından gerçekten pişman olduğu için de gelmemişti.
Yine bir şeye ihtiyacı vardı.
Başımı salladım.
“Hayır, Tolga.”
Şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Bunca yıl senin yanında oldum. Ama artık senin sorunlarını çözmek benim görevim değil.”
“Ben seni gerçekten seviyordum,” dedi.
“Ben de seni seviyordum,” dedim. “Ama sevgi, bir insanın kendisini sürekli feda etmesi demek değil.”
Ayağa kalktım.
“Umarım hayatında bundan sonra doğru seçimleri yaparsın. Ama o seçimlerin bedelini artık ben ödemeyeceğim.”
Kafeden çıktığımda içimde beklediğim gibi bir zafer duygusu yoktu.
Sadece büyük bir huzur vardı.
Bir süre sonra Sibel’den yeni haberler aldım. Tolga’nın annesi sonunda evini satmak zorunda kalmıştı. Tolga ise borçlarını kendi başına ödemek için ikinci bir işte çalışmaya başlamıştı.
Genç iş arkadaşı da onunla ilişkisini tamamen bitirmişti.
Tolga’nın hayatı gerçekten altüst olmuştu.
Ama artık bunun beni ilgilendirmediğini biliyordum.
Çünkü benim hayatım da değişmişti.
Bir zamanlar kendimi yalnızca bir eş, bir anne ve başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan biri olarak görüyordum.
Şimdi ise kendimi yeniden tanıyordum.
Bazen karma, insanların beklediği gibi büyük ve gösterişli bir şekilde gelmiyor.
Bazen karma, bir insanın kaybettiği kişiyi geri kazanamaması oluyor.
Bazen de yıllarca kullandığı birinin, sonunda ayağa kalkıp “Artık yeter,” demesi.
Tolga benim bedenimi, sevgimi ve fedakârlığımı kullanarak annesinin borçlarını kapatmıştı.
Sonra bütün bunların karşılığında beni değersiz hissettirmişti.
Ama sonunda bana istemeden en büyük hediyeyi verdi:
Kendi değerimi onun gözlerinden bağımsız görmeyi öğretti.
O günden sonra bir daha arkasına bakmadım.
Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması bir kayıp değil, kendimizi yeniden bulmamız için açılan kapıdır.
Benim için de o kapı, Tolga’nın arkasından kapandı.
Ve ilk kez, geleceğe gerçekten özgür bir kadın olarak baktım.