
18 yaşıma yeni girmiştim. Hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyordum. Bir yıl önce babam gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştu. Ne bir mektup bırakmıştı ne de nereye gittiğine dair bir iz. Annem o günden sonra adeta başka bir insana dönüşmüştü. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri ise dalgın dalgın pencereden dışarı bakıyordu.
Onun çektiği acıyı gördükçe içim parçalanıyordu. Her gece yatağıma uzandığımda sessizce ağlıyor, elimden hiçbir şey gelmediğini düşünüyordum.O gece yine uyuyamamıştım.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Evin içinde derin bir sessizlik vardı. Yağmur camlara vuruyor, rüzgâr eski evimizin duvarlarında uğultular çıkarıyordu.Tam gözlerimi kapatmaya çalışırken annemin odasından gelen bir ses duydum.
İlk başta önemsemedim. Belki televizyon açıktı ya da kendi kendine konuşuyordu. Fakat birkaç dakika sonra ses tekrar duyuldu.
Bu kez daha netti.Sanki biri fısıldıyordu.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Yatağımdan çıktım ve sessizce koridora yürüdüm. Ahşap zemin her adımımda hafifçe gıcırdıyordu. Annemin odasının kapısına yaklaştıkça ses daha belirgin hale geliyordu.
Ama ne söylendiğini anlayamıyordum.Kapıya kulağımı dayadım.
Birden annemin sesi duyuldu:
“Hayır… artık yeter. Bunu yapmayacağım.”
Donup kaldım.
Kiminle konuşuyordu?
Evde ikimizden başka kimse yoktu.
Kapıyı hafifçe araladım.
Odanın içi karanlıktı. Sadece masanın üzerindeki küçük lambanın ışığı yanıyordu. Annem pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.
Karşısında kimse yoktu.
Ama konuşmaya devam ediyordu.
“Benden ne istiyorsun?” dedi titreyen bir sesle.
Tam o anda pencerenin dışındaki karanlıkta bir gölge hareket etti.
Geri çekildim.
Nefesim kesilmişti.
Evin ikinci katındaydık. Pencerenin önünde birinin durması imkânsızdı.
Yeniden baktığımda gölge kaybolmuştu.
Kapıyı biraz daha açtım.
Annem bir anda bana döndü.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Anne… kiminle konuşuyordun?”
Sorumu duyunca gözleri büyüdü.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yatağın altından eski bir kutu çıkardı.
Kutunun içinde sararmış fotoğraflar, mektuplar ve paslanmış bir anahtar vardı.
“Artık bilmenin zamanı geldi,” dedi.
Kutunun içinden bir fotoğraf uzattı.
18 yaşıma yeni girmiştim. Hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyordum. Bir yıl önce babam gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştu. Ne bir mektup bırakmıştı ne de nereye gittiğine dair bir iz. Annem o günden sonra adeta başka bir insana dönüşmüştü. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri ise dalgın dalgın pencereden dışarı bakıyordu.
Onun çektiği acıyı gördükçe içim parçalanıyordu. Her gece yatağıma uzandığımda sessizce ağlıyor, elimden hiçbir şey gelmediğini düşünüyordum.O gece yine uyuyamamıştım.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Evin içinde derin bir sessizlik vardı. Yağmur camlara vuruyor, rüzgâr eski evimizin duvarlarında uğultular çıkarıyordu.Tam gözlerimi kapatmaya çalışırken annemin odasından gelen bir ses duydum.
İlk başta önemsemedim. Belki televizyon açıktı ya da kendi kendine konuşuyordu. Fakat birkaç dakika sonra ses tekrar duyuldu.
Bu kez daha netti.Sanki biri fısıldıyordu.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Yatağımdan çıktım ve sessizce koridora yürüdüm. Ahşap zemin her adımımda hafifçe gıcırdıyordu. Annemin odasının kapısına yaklaştıkça ses daha belirgin hale geliyordu.
Ama ne söylendiğini anlayamıyordum.Kapıya kulağımı dayadım.
Birden annemin sesi duyuldu:
“Hayır… artık yeter. Bunu yapmayacağım.”
Donup kaldım.
Kiminle konuşuyordu?
Evde ikimizden başka kimse yoktu.
Kapıyı hafifçe araladım.
Odanın içi karanlıktı. Sadece masanın üzerindeki küçük lambanın ışığı yanıyordu. Annem pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.
Karşısında kimse yoktu.
Ama konuşmaya devam ediyordu.
“Benden ne istiyorsun?” dedi titreyen bir sesle.
Tam o anda pencerenin dışındaki karanlıkta bir gölge hareket etti.
Geri çekildim.
Nefesim kesilmişti.
Evin ikinci katındaydık. Pencerenin önünde birinin durması imkânsızdı.
Yeniden baktığımda gölge kaybolmuştu.
Kapıyı biraz daha açtım.
Annem bir anda bana döndü.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Anne… kiminle konuşuyordun?”
Sorumu duyunca gözleri büyüdü.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yatağın altından eski bir kutu çıkardı.
Kutunun içinde sararmış fotoğraflar, mektuplar ve paslanmış bir anahtar vardı.
“Artık bilmenin zamanı geldi,” dedi.
Kutunun içinden bir fotoğraf uzattı.